17 Ağustos 2010 Salı

Amerika'yı fethettim :) (Üçüncü bölüm)

Evet farkındayım, bu üçüncü bölüm arkası yarın gibi değil arkası haftaya gibi birşey oldu:) İşler çok birikmiş, bir türlü fırsat bulup yazamadım. Hemen başlıyorum... (Madem geciktik en uzun yazı bu olsun)

Efendim, en sonunda lanet otelden kurtulmuş olmanın vermiş olduğu sevinç ile bavullarımızı hazırlayıp sabah erkenden yola koyulduk. Günde bir defa otobüs seferi varmış, o da sabahın köründe. Ama biz nasıl mutluyuz, nasıl heyecanlıyız :) Biletleri aldım, sıra numarası filan yok. Meğerse Amerika'daki otobüslerde koltuk numarası uygulaması yokmuş. Bulduğun yere çöküyorsun tabiri caizse :) Valla bizim otobüs firmalarının gözlerinden öpüyorum. Sözde bizimki lüks bir otobüs firmasıydı, pahallı olanını seçtim gene rezil olmayalım diye ama bizim buradaki 3. sınıf otobüs firmalarıyla aynı kalitedeydi. Daha iyisi yokmuş :) 5 saat kadar yolculuk ettik. Yollarda görülecek hiçbirşey yok, çölün ortasından geçtik. Bir ara mola verdi, aşağıya indim bööle yüzüme fön tutmuşlar gibi, nasıl sıcak anlatamam. Yiyecek içecek aldık bindik yolumuza devam ettik. Otobüsteki host-türkçesi muavin :)) tam nonoştu. İyi yarı kilolu ama bi kibar eller kollar nasıl zarif hareket ediyor. Bizim kocaya göz süzmeler, şaka yapmalar. Bana da eğlenecek konu çıktı :) Adam Las Vegası tanıttı yol boyunca, şunu yapın bunu yapın, derken tüm Amerika'da kamuya açık yerlerde (yol,park vs) rahatça içki içebileceğimiz tek yerin Las Vegas olduğunu söylemez mi? Yahu biz de otelin bahçesinde rahat rahat içki içiyoduk, bi Allahın kulu da bizi uyarmadı. Meğersem önümüzden polis geçse bizi tutuklayıp içeri atabilirmiş :) O zaman seyredin eğlenceyi, daha da benden haber alamazdınız 3-5 ay :))

Neyse, sonunda ulaştık canım Vegasıma :) Adamlar harbiden çölün ortasına vaha yapmışlar. Nasıl görkemli yapılar, nasıl bir güzellik anlatamam. Meğerse gece çok daha şahane oluyormuş, her taraf ışıl ışıl. Hafta içi oteller çok ucuz, demiştim ya bir gün önce geldik diye, hemen internetten 33 dolara merkezi güzel bir otelde iyi bir oda ayarladım. Gittik yerleştik. Tabi ne de olsa 5 saat otobüs yolculuğu yapmışız, yol yorgunuzyuz. Dedik ki bugün öğleden sonra otelde takılırız, akşama da dışarı çıkarız. Ben masa oyunlarından anlamam anca kollu makinelerde takılabilirim. Ama koca bey tam bir canavar, ne de olsa 4 sene Kıbrıs'ta okumuş, kumara bir aşinalığı var :) İndik aşağı, ben bööle dolanıyorum, 5 dolarla falan 1-2 saat oynadım ay sıkıldım içime fenalık geldi. Koca da masanın birine oturmuş kalkmıyo sinir etti beni, kalk diyorum burada birbirimize bulaşmayalım daha birsürü gün var gezeriz falan diyo. Böyle 1 saat daha geçti ben artık çok kızım, birbirimize birkaç laf ettik ben sinirden köpürüyorum ama, gittim bir makineye oturdum, baktım görüş hizamda bana bakıyor, göremesin diye yan makineye kaydım. Boş boş oturup makineyi meşgul etmiyim diye 1 dolar koydum, yanlışlıkla maksi bet'e (yani en yüksek bahis) basmışım, bir doların tümüyle oynamışım böle garip garip ışıklar yanmaya başladı, sinirliyim ya noluyo be diye makineye kızıyorum, birden rakamlar artmaya başladı bitmiyo 2 dakika falan sürdü heralde, 1 dolar tek basmada 123 dolar oldu:))) Bende sinir filan kalmadı, kocacııım bak hele diyip kazandığım paraları gösterdim barıştık :))

Ama ilk başta kazanmak benim için kötü oldu, yavaş yavaş bahisleri arttırmaya başladım aldım verdim ayrılırken 200 usd zararım vardı :))) Ay ne manyak insanlar var, yaşlı yaşlı teyzeler sapık gibi gözünü ayırmadan oynuyor. Benim de bu kumar işine biraz zaafım var, biliyorum. Koca bey de bak işte sen de bunlara benziycen ilerde diye benle dalga geçiyo:)

Böle her gün kumar, her gün gezme derken rüya gibi vakit geçirdik. Oteller birbirine alttan monorail (metro gibi bişey) ile bağlı, öyle sıcakta sürünmeye gerek yok ama ben yapıları dıştan göreyim diye bayağı bir gezdim. Hatta koca beyin ayağı tekleyince onu otelde bıraktım kendim gezdim:) Oteller insanları çekmek için türlü türlü atraksiyon yapıyor, mesela Treasure Island otelinde havuzda korsan gösterisi vardı. Kocaman 2 gemi hareket ediyor, birinde erkekler birinde kızlar var, korsan bunlar. Ama hepsi de fıstık gibi mini şortlar büstiyerler dans ederekten savaşıyorlar:) Sözde biri diğerinin gemisini ele geçiriyor :) Belagio Otelde su gösterisi var, rengarenk ışıklar, müzik eşliğinde çok şahane bir görsel şölen sunuyor. Güzel bir fıskiye sistemi anlayacağınız. Bizim burda Belekteki Rixos Primium'da da var.(yani 2 sene önce vardı) Bir de yanardağ gösterisi var, su ve ışıklandırma bir de alevlerle tam önünüzde yanardağ patlayıp lavlar akıyormuş gibi gözüküyor. Öle basit değil yani, patlamalar filan oluyor ve sıcak yüzünüze vuruyor. Etkileyici bir gösteri, benim çok hoşuma gitti.

Şimdi gelelim şaşırdıklarıma. Yol kenarında (en lüks yerlere, ara sokak değil yani) gece gündüz demeden garip meksikalı tipler var. Üzerlerindeki tişortlerde kadın bulunur, 24 saat kolay ulaşım filan yazıyor. Ellerinde broşürler herkese uzatıyorlar, çıplak kadın resimleri. Alenen fuhuş ilanı yani. Sayıları da çok fazla. Bu arada başımıza iş gelse nolurdu bilmiyorum, çevrede hiç polis görmedim.

İkincisi tüm Amerikada bardağın tamamına yakınına buz koyma hastalığı var. Bi kola istiyosun ağzına kadar buz, iki çekmede bitiyo:) Gerçi kolalar genelde refil yani istediğin kadar doldurabiliyorsun. İçecekler zaten soğuk, ben buz koymayın dedikçe onlar şaşırmaya başladı bu sefer :) Dışarısı anormal sıcak kabul ediyorum ama bukadarı da fazla yani, buzlu su satıyorlar pet şişe, çok susamıştım aldım, yemin ederim 2 yudum aldım su bitti, pet şişeyi de dondurmuşlar, kafayı yiyodum:)

Alışveriş yapmadan olmaz tabiki, bir outlete gittik, çok ucuz, mesela kendime 22 dolara çok güzel bir puma spor ayakkabı aldım. En çok bebeğime güzel ciciler aldım, spor ayakkabılar elbiseler. Ama biz Türklerdeki büyük alma hastalığı ben de ziyadesiyle mevcut, kocaman şeyler almışım farkında olmadan, seneye giyecek inşallah :) Bir de kendime iphone3gs aldım, kocam kıskandı resmen, sonra gittik ona da aldık:)

Bir günlüğüne araba kiraladık, Hoover Dam diye bir baraj var, orayı görmeye gittik, ay adamlar bir baraj yapmış inanılmaz. Gezelim diye bilet aldım, barajın dibine indirdiler, basınç değişikliğinden mahfolduk. Çıktık, sersem gibiyiz. Grand Kanyona gidemedik, vakit yetmedi, biz de Meade Lake'e gittik. Çok güzel bir göl ve çevresinde yerleşim yerleri. Millet teknesini almış, herkeste bir köpek hayatlarını yaşıyor. Bizim koca çok özendi, herkes limanda birbiriyle arkadaş sakin sessiz bir hayat. İskelede yürürken bir baktım kocaman kocaman somonlar ama ne miktarını ne büyüklüğünü anlatabilirim o yüzden gösteriyim size..




Benim karnım zaten aç, balıkları görünce resmen ağzım sulandı, ne güzel yerim ben bunları bee diye yalanırken koca bey şaşkınlıkla bana bakıyordu :) Cidden canlı hayvanlara bakarken ağzı sulanan benden başkası var mıdır acaba???

Otele pestili çıkmış bir şekilde döndük. Çok meşhur bir gösteri için rezervasyon yaptırmıştım ama biletleri almaya yetişemedik, bir tek ona üzülüyorum.

Gitmişken sergileri gezmemek olmaz, akvaryum, titanik ve bodies sergilerini gezdik. Akvaryum-shark reef dedikleri sergi şahaneydi. Çeşit çeşit balıklar, deniz canlıları, köpek balıkları inanılmaz devasa akvaryumlar. Washington'da da gittim valla beş para etmez, bizim Ankara'daki hayvanat bahçesinin akvaryumu bile ordakinden daha güzel. (Singapur'da da gitmiştim oradaki de şahane bu arada.)


İkinci sergi Titanic, etkileyici ama çok da şart değil. Titanikten kurtarılan gerçek eşyalar var. Yaşam hikayeleri anlatılıyor ölenlerin. Hani olmazsa olmaz değil, görülebilir.

Üçüncüsü ise çoook ilginç, muhteşem bence. Bodies, insanların her parçasını kesmişler, önden yandan ortadan, her türlü iç organ, damar sistemi, kas-kemik sistemi.. Hem korkunç hem ilginç. İstanbul'a gelen sergi gibi değil sanki, daha farklı (onu görmedim ama, televizyonda izledim birazcık). Eğer yolunuz düşerse ve korkmazsanız mutlaka ama mutlaka gidin.

Sonuç olarak ben kaybettiğim 200 usd için yanıyorum, kocanın kaybettiği miktarı bilmiyorum korktuğu için benden saklıyor olabilir ama o çok mutlu, değdi vallahi çok eğlendim diyo. Birsürü giysi aldım, gezdim gördüm, sıkıntılarımı unuttum, bebeğimi özledim. Nihayet cumartesi bindiğimiz uçaktan pazar akşamı indik, memleketimize geldik.

Geldik de macera bitti mi? HAYIIIIR :) Arkası yarın :)))

2 yorum:

TUĞBA dedi ki...

çok güzel...devamını bekliyorum...

mariposa dedi ki...

Aslında çok da mühim bişey kalmadı:)